90’lı Yıllarda Mahalle Maçları

Yazar: Ömer Burak | 10 Ağu 10 | 4 comments

90’lı Yıllarda Mahalle Maçları

Kızların bu duyguyu yaşamayıp  erkeklerin her fırsatta yakaladığı bu duygu bir vazgeçilmezlik idi. Herkes geriye doğru yaslanıp o maziyi düşlediğinde eminim bu yazılanları bir bir hatırlayacak ve onay verecektir.

Sabah kahvaltıyı yapar ve elimizi yıkama düşüncesinden önce maç yapma fikri gelirdi. Bir ampül gibi birden kafamızda parlardı. Sanki daha önce hiç maç yapmamışçasına maç yapma isteği uyanırdı. Bitmek, tükenmek bilmeyen bir enerji. Bir günde aralıksız 6 saat maç yaptığımı çok iyi hatırlarım. Tabiri caizse köpek gibi koşar bıkmazdık. Futbol mantığı yok idi tek mantık vardı o da sadece oyun. Top neredeyse sahadaki herkes de oradaydı. Açılıp kanatlara gitme falan bir hayal ürünü olsa gerek. Mahallede oynadığımız için duvar paslarımız meşhurdu; ama bu duvar pası mecaz anlamdaki ya da yeşil sahalardaki duvar pası mantığı değildi. Birebir duvarın kendisi ile.

Genelde kötü oynayanlar kaleci olurdu. Zannedersem bu kategoriye çok girip çıkmışlığım var. Ne zaman büyükbabam beni oyun oynarken eve çağırmak için gelse hep kaleci görürdü beni. Bana neden kalecisin hep dediğinde: “Çok iyi kaleciyim arkadaşlar da kaleye sokuyorlar.” derdim. Büyükbabam ise gururla helal sana derdi. O bile beni onurlandırdı. Eğer oynayacak meydan yoksa meydan yaratırdık. Yağmur sonrası oluşan göletleri temizleyebilmek için, topladığımız otlarla yapay süpürge yapar ve suları süpüre süpüre dağıtır yine de maç yapardık. Eğer topumuz yoksa para toplar top alırdık. Tabi topumuz futbol topu değil plastik top idi ve kariyerimizin en iyi topları Beşkardeşler topları idi. O topla oynamak bize gurur verirdi çünkü 5 kat (7 kat) oldugunu düşündüğümüz için hiç patlamayacak sanırdık. Para toplanıp top alınır ve de en çok parayı kim verdiyse geceleri top onda kalırdı. Ya da maç yapacağımız zaman arkadaşımız top getirmişse o maçın bitiş süresi topun sahibi arkadaşımızın annesinin çağırması ile belirlenirdi. Bazen öyle olur ki mahallede top bir tek kişide vardır o kişiyi sevmesen de arkadaşlarla toplanıp çocuğun ziline basardık kendisini sorardık annesine, annesi gelmeyecek ya da evde yok derse o zaman topunu ver derdik. Çünkü bize lazım olan o idi.(Sadakatimiz her zaman en üst seviyede idi)

Maç tüm koşullara rağmen başlar ve mahalle sakinlerinin kafası şişerdi. Top Zeliha teyzenin balkonuna kaçtığında Zeliha teyze çıkar topu alır bıçaklardı ve küfrü basardı.  Plastik top patlarken çıakrdığı ses hayatımızdaki duymak istemediğimiz en korkunç sesti. Bu yüzden Zeliha teyze gözümüzde bir terminatördü resmen.

90-li-yillar-mahalle-maci

 

Takımlar seçilirken ya da oluşturulurken aramızda en iyi oynayan iki kişi seçerdi takımları.(ya da adım atarak) Yapılan kaleler hayal ürünü olup taşların üst üste dizilmesiyle oluşurdu. Kale uzunlukları ise adımlarla sayılır hatta bazen sayan kişi karşı takımın kalesini çaktırmadan yarım adım fazla sayardı. Maça hangi takımın başlayacağını belirlemek için bir düz taş bulunur (para olmazdı kimsede) bir tarafına tükürülür “yaş mı kuru mu”denirdi.

Maç esnasında herkeste bir bağırış çağırış. Herkes kendini maçtayken ya Ali Samiyen’de sanar ya da Şükrü Saraçoğlu’nda.  Herkesin ağzında bir futbolcu ismi vardır.(Tanju, Rıdvan, Metin, Aykut, Ali, Feyyaz, Hakan, Hami gibi dönemin popüler futbolcuları) Öyle anlar olur ki sahada iki tane Hakan Şükür dolaşırdı.

 

Oyun kuralları akla mantığa sığmazdı nedense. Korner kullanmayı beceremediğimizden olsa gerek 3 korner 1 penaltı demiştik. Birde çekilen şut kale taşlarına değip içeri girerse gol sayılmaz direk ya da kale üstü derdik.(yapabileceğimiz en güzel çirkefliği becerebilirdik.) Bunun yanı sıra kaleci topu 3 kez önünde sektirdiğinde rakibe “açılsana, 3 kere sektirdim” derdi, rakip açılırdı. (efendilik vardı…)

Kaleci oyuncu mantığımız da meşhurdu hem oynar hem kaleye geçerdik. Çünkü kalede beklemek bir eziyetti. Madem bekleyecem neden oyuna geldim mantığı. Dediğim gibi futbol mantığı değil oyun mantığı toplardı bizi bir araya. Şut çektiğinde top arabanın altına ya da bahçe avlusuna  kaçarsa atan kişi gider alırdı. Kimi zamanlar ard arda 5 defa atan kişi gidip getirmekten bıkar acıyanlar onun yerine gider alırdı.( Böyle de yardım severdik.)  Hele hele öyle bir kural vardı ki : Örneğin bir oyuncuya  faule yapılmışsa ama devam etmek istiyorsa, rakip futbolculardan birinin yürümesini dahi bahane ederek; “adamın devam ediyor, bak” derdi ve pozisyon devam ederdi. Kuralların önüne hiç bir şey engel olamazdı, yeter ki biz kural koymak isteyelim.

Kurallar sadece bunlar mı derseniz elbette hayır. Maçın skoru ne olursa olsun Akşam ezanı okunmaya yakın “golü atan kazanır” mantığı vardır. Ayrıca şu vardır ki aklıma geldiğinde hep gülerim. Oyuncu şut çeker top yerden süzüle süzüle gider ve gol olur. Ardından şu sözler gelirdi: “Doksanaa taktıııııı goollllll” yerden sürüklenerek giden top kimi zaman bizim için doksandan gol oldu diye hayal edilirdi. Elbette buna benzer kurallar akıl dışı sözler ve faaliyetler çok idi; ama yazdıkça konu uzayacak gibi. Maç biter yenen taraf rakibe laf sokar. Oysa laf soktuğu ve o an kin beslediği kişi ile daha dün aynı takımdadırlar. Maç sonu su çeşmesine deli gibi koşarak gidilir. Geriye düşen ve çeşmeye ilk önce yetişemeyecek olan kişi hemen bağırır: “Birinciyim, Allah bir Allah’ın yolu kesilmez.” ardından ikinciyim,üçüncüyüm diye sıralanır giderdi ve herkeste buna uyardı. Kim birinciyim demişse önce gider o su içerdi. (Dini kavramlara önem verirdik demek ki…)

Koskaca bir günün bilançosu kirli ve yırtılmış elbiseler, yaralanmış dirsek ve diz kapakları ve büyüdüğünde geriye dönüp tebessüm edip ve özleyeceğin bir kaç hatıra…

Ömer Burak Özdemir(10,08,2010)


4 comments

  1. abi birde elden gol sayılmazdı sayılması için 6 adım geriye gitmek gerekirdi ve maç 10 da bitecekse 5 devre 10 biter derdik maç 9-9 olduğunda maç 11 e uzardı veya 10-10 olunca 12 ye falan uzardı

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir